10 Eylül 2012 Pazartesi

EDEBİYAT ETKİNLİĞİ: Sözünü Sakınmadan etkinliğinin son konuğu yazar Yekta Kopan oldu*

İstanbul Modern'in bir süredir her ay bir yazarın konuk edildiği Sözünü Sakınmadan isimli edebiyat etkinliğinin sonuncusunda konuk yazar Yekta Kopan oldu. Ömer Türkeş ve Semih Gümüş, İstanbul Modern Müzesi'nin bahçesinde yazara sorular yöneltti, yazar ise tüm samimiyeti ile cevapladı.

Kaynak : Muhsin Akgün

8.7.2012 Perşembe günü, etkinliğin başlayacağı 19:30'a beş kala İstanbul Modern'e varıyorum. Bahçeye konulan sandalyelerin tamamına yakını dolmuş ve oturacak çok az yer kalmış.


Sözünü Sakınmadan etkinlikleri bir süredir Sabit Fikir dergisinin katkılarıyla İstanbul Modern'de gerçekleştiriliyordu. Geçmiş zaman kullanıyorum, çünkü maalesef sona erdi. Her ay bir yazar Semih Gümüş ve Ömer Türkeş'in konuğu oluyordu. Bu yazarlar arasında Murathan Mungan, Küçük İskender, Ayfer Tunç, Hakan Bıçakçı, Füruzan, Selim İleri, Hakan Günday var. Sonuncu konuk yazarın Yekta Kopan olacağı duyruldu. Biten Ubor Metenga etkinlikleri biz edebiyat severleri zaten yeterince üzmüşken, bir de Sözünü Sakınmadan etkinliklerinin sona ereceğini duymak üzücü oldu, dileriz yenileri gelir.  21.2.2012 tarihli Ayfer Tunç'un konuk olduğu Sözünü Sakınmadan etkinliği ile ilgili notlarım için buraya, 29.2.2012 tarihli Ubor Metenga etkinliğinden kısa notlar için buraya göz atabilirsiniz.

SON KONUK YAZAR
Yazarın son kitabı "Kediler Güzel Uyanır" Kasım 2011'de yayımlanmıştı. Şimdiye kadar yayımlanan öykülerinden çok daha farklı, kısa öykülerden oluşan güzel bir kitap. Can Yayınları tarafından yayımlanan yedi kitabı daha var. Bir de Burun isimli çocuk kitabı 2009 yılında yayımlanmış. İki yıldır üzerinde çalıştığı iki metin olduğunu söylüyor fakat ne kadar daha üzerinde çalışmaya devam edeceğini bilmediğini  de ekliyor.

Etkinlik akşamında Yekta Kopan'a, ilk soru Ömer Türkeş'ten geldi. Yekta Kopan'ı yazarlığından çok seslendirme sanatçısı ve televizyon programcısı olarak bilenler var. NTV'de hafta içi her gün Gece Gündüz isimli programı sunuyor. Bu sebeple başka alanlardaki görünürlüğünün edebiyat dünyasındaki yerini gölgeliyip gölgelemediği konusunda ne düşündüğü soruldu. (Yekta Kopan'ın cevaplarını italik ile yazıyorum)

"Yazarların hayatını sürdürebilmek için meslekleri olur, bu benim için de böyle. Ben iyi okur olmaya çalışan birisiyin. Bunun yanında da yazıyorum ve kendimi yazar olarak adlandırmayı seviyorum. Ama öyle bir şey olsa, meslek hanesine yazılabilse, "okur" olarak anılmayı isterdim."

YAZMA SÜRECİNİN BAŞLANGICI
Ardından Semih Gümüş'ün yazma sürecin nasıl başladı sorusu geldi. İlginç bir tesadüf ki, Yekta Kopan 1982 yılında Ankara'da ortaokulda okurken Yayın Yönetmeni'nin Semih Gümüş, Yayın Kurulu üyelerinden birisinin de Ömer Türkeş'in olduğu "Yarın" isimli edebiyat dergisine bir şiirini gönderiyor ve şiir bu dergide yayımlanıyor. Sonrasında dergilere şiir, birkaç deneme, kurmacamsı metinler yollamaya devam ediyor. Bazıları yayımlanıyor, bazıları yayımlanmıyor. Ancak artık şiir yazmadığını öğreniyoruz:

"Şiiri çok sevdiğim için şiir yazmaktan vazgeçtim. Şiir ile hemhâl olmak, cümle dizini ve benzeri konularda yararlı oldu, özellikle İkinci Yeni şiiri okumaları."

Yazmaya başladığı dönemde çevresinde zengin edebiyat muhitlerinin olup olmadığını soruyor Ömer Türkeş. Tahminimin aksine, cevabı olumsuz oluyor. Edebiyatın yalnız yapılması gerektiğini düşünüyor.  Zira ben hep şikayet ederim, okuduklarımı tartışabileceğim pek bir arkadaşım yok diye. Gerçi o dönem yazarımızın hem yaşı küçük, hem de bir edebi cemaat içinde yer almak istememiş. Yine de eklemeden geçmek istemiyor: "Ama bu düşüncem edebi ortamlarda fikir alışverişi yapmama engel değil elbette."

ÖYKÜ
Yekta Kopan'ın ilk öykü kitabı olan "Fildişi Karası", kendisi 30 yaşında geldiğinde yayımlanıyor. Ama öncesinde dergilere metinler gönderiyor. Hatta bu kitapta da çeşitli dergilerde yayımlanan metinleri bulunuyor. Fakat seçerken aynı dokuyu oluşturduğuna inandıklarını kitabına koymuş ve her öykü kitabında bunun önemli olduğunu düşünüyor.

Metinlerini yazarken ilk düşüncesi "soyutlamayı kurmaca metinlere yaklaştırabilmek" olmuş. Özellikle 1950 edebiyatı ve Güney Amerika edebiyatından etkilenmesi sonucunda ilk yazdığı metinler bu amaca uygun metinler hâline gelmiş.

Olay örgüsü içeren metinlerini ise ilk olarak Hayalet Gemi dergisine öykülerini göndererek başlamış. Hayalet Gemi dergisi bir dönem edebiyat dünyasının önemli dergilerinden birisi olmuştu, fakat artık yayımlanmıyor. Ancak sayılarına buradan ulaşabilirsiniz. İnternette arşivini bulunduran Hayalet Gemi ekibi benim için bu sebeple ayrıca özel.

Hayalet Gemi dergisine önceleri sadece yazılarını göndererek, yazılarının yayımlanmasını beklerken, askerlik hizmetini tamamlayıp döndükten sonra kendini Hayalet Gemi tayfasından birisi olarak bulmuş. Öyle bir tayfa ki, yayım kurulu yazıları imzasız değerlendiriyor. Kendi yazılarını bile! Sonraları öyküleri Adam Öykü, Varlık gibi dergilerde de yayımlanmış.

BAŞUCU YAZARLARI
Semih Gümüş, yazarın ilk kitabının çıkmasının öncesinde ve sonrasında başucu yazarlarının kimler olduğunu soruyor. Yekta Kopan, tam da bu soru hep soruluyor diye "Karbon Kopya" isimli kitabını yazdığını ifade ediyor. Bu kitapta yer alan öyküler, epigraflar ve bunların nasıl kullanıldığı hep bir saygı duruşu içeriyor. Kimi, nasıl beğendiğini anlatıyor.

"Bir yazar, başka yazarları vesayet altına alır gibi konuşmamal bana göre. Gelenek duvarına yaslanmak istediğimiz doğru ama aslında her yazarın her bir cümlesi biricik ve tektir. Bir yazarın kutsallıştırma çabasında olmak istemem, ama yine de isim vereyim: Calvino'dan Borges'e bir yol. Arada Çehov ve Kafka okuduğum bir dönem vardır. Nabokov benim için çok özeldir. Öykücüler dersek, 1950 kuşağının neredeyse tamamı: Feyyaz Kayacan, Özcan Ergüder, Selçuk Baran, Nursel Duruel, Özcan Ergüder. Atay ve Tanpınar'ı artık bilmeyen yok fakat neden 1950 kuşağı yazarlarımız artık okunmuyor? Kitaplarını arasak; bulamıyoruz, ulaşamıyoruz. Tamam çok satmasın ama en azından kalıcı olsun, aradığımızda bulunabilir olsun."


Dinleyicilerden bir soru geliyor: Feyyaz Kayacan'ın az satmasının sebebi sizce zor okunur olması olabilir mi?

"Edebiyat okuyucusu sadece ana akım edebiyatı değil, yan yolları da keşfetmeli. Hepimizin ayrı yollara gidecek cesareti olması lazım. Dünya gidişatının umutsuzluğunu anlamak için yan yollara sapmak gerekir."

TÜRLERARASILIK
Yazarın Can Yayınları'ndan çıkan kitaplarının tamamını gözden geçirdiğimizde kitabın kapağında roman olduğu ifade edilen sadece bir kitabına rastlıyoruz: "İçimde Kim Var". Kendisine göre bu kitapta yer alan metin aslında uzun öykü, ya da bir çerçeve öykü çevresinde öyküler.
"Türlerarası ayrıma karşıyım. Biz kurmaca metinler yazıyoruz, akademik çalışmalar öykü ve roman diye ayırıyor, bu sebeple ayrım var. "Bir de baktım yoksun" isimli kitabım daha çok roman. İşte bu türlerarasılık, 1950 döneminde değerlendirilmiş bir şey."

"Yazmaya başladığımda o kurgunun öykü mü roman mı olacağını bilmiyorum. Nereye giderse, sonunda o tür oluyor."

1950 dönemine bu kadar çok vurgu yapılınca, dinleyiciler arasından bir kişi, kendisinin herhangi bir dönem edebiyatına yakın olup olmaması meselesini soruyor ve cevabı şöyle oluyor:

"Kuşak aidiyeti hissetmiyorum. Ben nitelendirme şansına sahip olsam, sadece kurmaca metin derdim. İlla dahil etme isteği olacaksa, edebi akademi buna karar verecektir."

Evet, bu etkinlik de sona erdi fakat yeni sezonda yeni edebiyat etkinliklerinin gerçekleşeceği bilgisini aldım. Kesinleştikçe yazacağım, herkese iyi okumalar!

*Bu yazı 10.9.2012 tarihinde burada yayınlanmıştır. theMagger'a teşekkürler.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumunuz için teşekkür ederiz. Yazar tarafından yorumunuz onaylandıktan sonra yayımlanacaktır.

Thank you for your comment. It will be published upon approval by the author.