23 Eylül 2016 Cuma

Öykü Yazarlarıyla Söyleşiler (7): Ezgi Polat

Uzun süren bir aradan (neredeyse üç yıl!) sonra yeni bir "kitapsız" öykücü söyleşisi ile karşınızdayım. Ezgi Polat, kısa bir süre içerisinde Notos, Sözcükler ve Kitap-lık gibi önemli edebiyat yayınlarında öyküleri yayımlanmış, çok çalışkan ve yetenekli bir yazar. İkinci öykü dosyası üzerinde çalışmakta olan Ezgi’nin bu kadar verimli çalışması ve gözlerindeki istek, “kitapsız” öykücülükten “kitaplı” öykücülüğe geçişinin uzun olmayacağının habercisi.


Klasik bir soru ile başlayıp ısınalım. Yazmaya nasıl ve ne zaman başladınız?

Aslında bilmiyorum. Bu içten gelen bir şey sanırım. Böyle sorulduğu zaman çok bulanık geliyor yanıt bana. 2013 yılının Ekim ayında bir roman yazmaya başladım. Hep aklımda taşıdığım, daha önce de yazmaya başladığım ancak bir talihsizlik sonucu bıraktığım bir işti. Ofiste masa altından kitap okumaya, öğlen araları yemek yemek yerine bir şeyler yazmaya, geceleri uyumamaya başlayınca; hayatımı yalnızca yazarak ve okuyarak geçirmek istediğimin farkına vardım ve Ocak 2014’te işi bıraktım. Romanla birlikte öyküler karalamaya da başlamıştım o sıra. Daha geriye bakacak olursak lise ve üniversite yıllarında çeşitli müzik gruplarında solisttim, bu dönemde şarkı sözleri ve şiirimsiler (şiir demeye utanıyorum) yazmakla kafayı bozmuştum. Eskiden beri günlük tutarım. Bu sene bir anı defterimde çocukken yazdığım öykü ve şiirlere rastladım. Bir sayfalık şeyler, altlarında imzam vardı. Önce duygulandım, sonra şaşırdım açıkçası. Çünkü o yaşlarda öykü kavramının ne olduğuyla ilgili bir fikrim olmadığına eminim. Sorsalar, Yok canım, derdim herhalde. Ama demek ki böyle bir itki varmış. Yani şimdi siz söyleyin, ben ne zaman yazmaya başlamışım?

İlk olarak hangi öykünüz, ne zaman ve nerede yayımlandı?

Arkadaşlarımın ısrarıyla bir blog açmaya karar verdim, sanırım 2014 yılıydı. Blogumdaki öykülerden birini Merdiven Altı Edebiyatı’nda yayımlamak istediler. Aslında ilk olarak böyle başladı. Sonra Peyniraltı EdebiyatıYalnızlar MektebiNotosKarahindibaÇevrimdışı İstanbulDünyanın ÖyküsüSözcükler ve Kitap-lık dergilerinde öykülerim yayımlandı.

Özellikle yeni başlayan yazarlar birilerine okutmak ister yazdıklarını. Bu süreçte kendinizi nasıl geliştirdiniz?

Çevremde gerçek bir edebiyat eleştirisi alabileceğim kimse yoktu. Bu da işin en zor yanlarından biri. Yazdıklarımı eşime ve birkaç arkadaşıma okutuyordum ama bir yandan onları rahatsız ettiğimi düşünüyordum ve içim içimi yiyordu. O rezil şeylerle kimsenin vaktini almak istemiyordum açıkçası. Bir atölyeye gidip gitmemek konusunda bir türlü emin olamıyordum, önyargılarım da vardı açıkçası. Sonra birden esti ve cesaretimi toplayıp Notos Atölye’ye gitmeye karar verdim. Bilinçli bir gelişimin miladı oldu bu karar benim için. Sabretmeyi, metnin üzerinde defalarca kez çalışmayı, onu ince ince işlemeyi, laf kalabalıklarından ve dil yanlışlarından kurtulmayı, anlatıcı sorunlarına daha derinlikli bakmayı öğrendim. Atölyede öğrendiklerimin yazmak, okumak, bir metni çözümlemek, dolayısıyla kendine daha eleştirel bakabilmek adına bana çok katkısı olduğunu düşünüyorum. Hepsinden önemlisi, Semih Gümüş sayesinde oldukça değerli kitaplarla tanıştım. Onlar şimdi masamın başköşesindeler.


19 Eylül 2016 Pazartesi

Neye Baktım Neyi Gördüm? Pazartesi Yazıları 7: Çocuk İnsan

1946 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüş Herman Hesse'nin Siddharta'sı Henry Miller'ın "Kutsal Kitap'tan kat kat üstün bir ilaç" olarak değerlendirdiği bir kitap*.

Kitabın 1922 yılında yayımlandığı düşünüldüğünde, yayımlanmasından sonra geçen onca süreye rağmen kitabı okunur kılan nedir?

Siddharta'nın yayımlandığı dönem Birinci Dünya Savaşı'nı izleyen yıllar. Öldürülmeden, delirmeden, intihar etmeden hayata tutunabilmeyi başarmış insanların ayakta durabilmesini sağlayabilen ne olmuş olabilir o dönemde? Yıllar sonra başka bir coğrafya sözde sebeplerle bir savaşa sürüklenmiş durumda ve savaşa karar verenler halk tarafından yeteri kadar oy alanlar değiller. Tüm tartışmaların üzerinde bir meşruiyet sorunu tepemizdeyken, elimizden yapacak bir şey geliyor mu? Nazi soykırımı sonrası yaşanan vahşeti üzerinden atamayan Zweig ailesi gibi intihar mı etmeli? 

Siddharta, yazıldığı dönemde dinler üzeri bir evrensel değer üzerinden insanlığı sorgulaması ile değer bulmuş olmalı.

2015'te yaşadıklarım, beni her zaman ilgi duyduğum spiritüel alana daha da yaklaştırdı. 2016'da bu yolda daha çok okuyor ve düşünüyorum. Öte yandan kurgu kitaplarını okumaya da eş zamanlı olarak devam etmeye çalışıyorum.

Elimizde tek kalan okumak, yazmak, üretmek. Ne iş yapıyorsak yapalım kendimize dönüp düşünmek.

Bir tatil dönüşü, ofise geldiğiniz bir Pazartesi sabahı ise bu sabah, isteksiz... Bir şeyleri değiştirmek için gücünüz olsun. Mutluluk ve istekle uyandığınız Pazartesi günleriniz olsun. İyi haftalar.

* Can Yayınları, 2015 baskısının arka kapağından alıntıdır.