3 Eylül 2012 Pazartesi

Londra'nın güzel köşesi: WAPPING*

Yeni bir şehre gittiğimizde turist kitaplarının ilk sayfalarında yazanların dışında bir yer keşfetmek, şehrin asıl sakinlerinin yaşamlarına ortak olabilmek her zaman daha keyifli değil midir? Londra sakini taklidi yaptığım günlerden birinde yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istedim. Thames Nehri, sana bir de WAPPING gözüyle bakayım istedim! 

2009 yılıydı ve Londra’ya ilk defa gelmiş birisi olarak, Londra’nın kalbi olan City of London isimli bölgede yer alan bir avukatlık şirketinin denizcilik departmanında staj yapmaya başlamıştım. the City denilen bu yer, bankaların, Lloyd’s binasının, the Gherkin’in, sigorta şirketlerinin ve diğer iş yerlerinin bulunduğu Londra’nın birinci zone’unda yer alan bir bölge. The City’de çalışmak, öğle yemekleri, akşam iş çıkışları ile tamamen bir film gibi. İş çıkışı birkaç kadeh içki içmeden eve dönülmüyor örneğin, hem de açken!



İş yerinde İlk Gün

City’deki ilk günümde, İstanbul gibi bir şehirden Londra’ya gitmiş olmama rağmen sanki Anadolu’nun bir sahil kasabasında büyümüş birisi gibi hissetmiştim kendimi. Özellikle kızlarla çıkılan öğle yemeklerinde geçen sohbetleri dinledikçe. Son derece sert bir bireyselliğin hâkim olduğunu hissetmiştim ve hoşuma gitmişti. Görünürde herkes kibar, her işin başında bir merhaba, sonunda bir teşekkür. Medeniyete merhaba fakat bir yanlış yaparsanız, laf sokmayı da biliyor EAT’in kasasındaki adamdan şirketteki sekretere kadar herkes. Orada yeni biri olduğunu çaktırmamaya çalışmak faydalı. Ama bir hafta sona ermeden alışıyorsunuz tempoya ve İngiliz tepkilerine ve tepkisizliklerine.

Aslında bu yazımda size asıl anlatmak istediğim, orada staj yaptığım dönemde fark ettiğim bir bölge. City’de çalışanların büyük bir çoğunluğu iş yerlerine uzak bir bölgede yaşıyorlar ve tren ile gelip gidiyorlar. Özellikle evli ve çocuklu olanlar şehir içerisinde yaşamayı tercih etmiyor, oradan araba ile gelip arabası için vergi ödemek veya trafikte sıkışıp kalmak istemiyor. Fakat iş yerine yakın oturanlar da var. Bu kişiler genelde yalnız yaşayan avukatlar, gazeteciler, sigortacılar veya yeni evlilik yapmış olan varlıklı insanlar. Bir gün o kişilerden birisinin evinin oralarda bir yemeğe davet ediliyorum her Londra’ya gidişimde mutlaka ziyaret edeceğim olan bölge aklıma kazınıyor: Wapping.

WAPPING

City’de çalışan birisi için Wapping yaklaşık yirmi dakika yürüme mesafesinde. Tower of London bölgesinden çıkıyoruz, St. Katharine Docks’un içerisinden geçerek yolumuza devam ediyoruz. Güzel bir yürüyüş yolunu tamamladıktan sonra evet artık Wapping’deyiz. Yemeğe davetliyim ama bir dakika Londra’dayız, önce içki içmeliyiz deniyor. Pub ve restoran tavsiyemden önce biraz Wapping’den bahsetmeliyim. Wapping, bir küçük metro istasyonu da olan, Londra’nın doğusunda, ikinci zone’da yer alıyor. Tarih boyunca Thames Nehri’ne kıyısı olması ve rıhtımlarına yanaşan gemilerin yüklerini tahliye ettiği birçok depo evlerinin varlığı sebebiyle gemi adamlarının ve deniz korsanlarının uğrak yeri olmuş. Jack London’ın Altta Kalanlar (orijinal adı: The People of the Abyss) isimli eserinden orada yaşan işçi kesimin yoksulluğunu ve bölgenin pisliğini hatırlıyoruz.

Wapping’de birçok eski rıhtım depo evleri görebiliyor ve bunlar bölgenin kendine has tarihsel dokusunu oluşturuyor. 1980’li yıllaran itibaren bu rıhtım depo evleri lüks evlere dönüştürülmeye başlanıyor ve bölge çok büyük bir değişim geçirip, özel bir yer hâline geliyor.
                                                         
Wapping’de 1980′li yılların başlarında yaşanan bu değişim öncesinde nelerin yaşanmış olduğu ve değişimin öncesinde ve sonrasında bölgede yaşayan kitlenin farklılığı hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler Amazon’da satılan Martha Leigh‘dan Memories of Wapping 1900-1960 ve Madge Darby‘den Piety and Piracy isimli iki kitaba göz atabilirler.     


Nerelere Gidilmeli?

Siz de bir Londra sakini gibi, yemekten önce mutlaka bira içmeliyiz diyorsanız ilk durağınız Wapping’in ünlü pub’ı the Prospect of Whitby’e uğramalısınız. Güzel bahçesinde oturup bira içerken veya bir şeyler atıştırırken, Thames nehri üzerinden Greenwich’e giden feribotları izleyebilirsiniz.

Pub aynı zamanda Fransız yazar Jean Marcel Bruller tarafından Vercors mahlası ile yazılarak 1952 yılında yayımlanan “You shall know them” (orjinal adı: Les Animaux dénaturés) isimli kitapta da geçiyormuş.

Bölgenin sanat faaliyetlerinde kullanılan büyük dönüşüm harikasını da görmeden olmaz: the Wapping Project. Burası geçmişte hidrolik güç santrali olarak kullanılan bir bina iken şimdilerde konser, dans, moda etkinliklerine ve sergilere ev sahipliği yapıyor. Madonna da burada bir parti vermiş.

Binanın içerisinde Wapping Food isimli bir restoran da bulunuyor. Bu restoranda fabrikanın büyük ekipmanlarının yanındaki beyaz sandalyelerin üzerinde yemek yiyebilirsiniz. Kısıtlı bir menüsü, fakat sıradan olmayan yemekleri var. Bu hâli ile birazcık İstanbul Eyüp’teki Santral binasını andırıyor olsa da makinelerin yanında yemek yeme fikri ve binanın renovasyonunda eklenen detaylar bence mekanın sıradışılığına bir örnek.

Londra’ya gidecek olanlar, yarım günlerini bu güzel bölgeye de ayırmalılar! Benim gitme fırsatını bulduğum pub ve restoran dışında Kaptan Kidd’in pub’ı da önerilenler arasında. Gemilerin, gemi adamlarının, korsanların ve diğer işçilerin geçmişteki ortak rotasının şimdi varlıklı Londra sakinlerinin yaşam alanlarına dönmesine tanıklık eden sokaklarda yürüyüp, görecekleri evlere hayran kalacaklar…

Fotoğraflar: en.wikipedia.org, thewapping.com
The Wapping Project, Wapping Food: b3designers.co.uk/tag/united-visual-artists

*Bu yazı 30.8.2012 tarihinde burada yayınlanmıştır. theMagger'a teşekkürlerimle.

1 yorum:

Yorumunuz için teşekkür ederiz. Yazar tarafından yorumunuz onaylandıktan sonra yayımlanacaktır.

Thank you for your comment. It will be published upon approval by the author.