9 Haziran 2014 Pazartesi

Neye Baktım Neyi Gördüm? (Pazartesi Yazıları 5: Sanat ve İşaret)

Blogda konuk yazar işini sevdim :) "Kitapsız" öykücü söyleşilerimden birisinin konuğu Mesut Barış Övün idi. Bu hafta kendisinin bir denemesini paylaşıyorum. Geçmiş zaman söyleşimiz burada, blogu ise burada. Kendisine çok teşekkür ediyorum.


"Bana anlamlı bir iz gösterin, onu takip edeyim." Bu, Enis Batur’un okurken işaretlemediğim için şimdi hangi kitabında olduğunu bilemediğim / bulamadığım bir cümlesi, yaklaşık olarak. Siz de kabul edersiniz, bugün bizi -daha ziyade şehirde yaşayanları- çevreleyen dünya sıkılmak fiilini sözlüklerden silecek kadar çok şey sunuyor önümüze. Önceki nesillere kıyasladığımızda, bir seçenek bombardımanı altındayız. Gene de boşluğa düşmenin, sıradanlaşmanın iyiden iyiye kolay olduğu bu ahir zamanlarda takip etmeye değer bir "anlam izi" çıkarsa karşımıza, şanslıyız.

25 Mayıs 2014 Pazar

Neye Baktım Neyi Gördüm? (Pazartesi Yazıları 4: Tuhaf Bir Pazartesi Yazısı)

Artık her Pazartesi değil, "bazı" Pazartesiler karalamaya devam... Bu hafta ilk defa blogda konuk bir yazar var. Blog kardeşim, öykücü Onur Çalı beni kırmadı, bu hafta bir yazısını paylaştı. Kitapları burada, blogu ise burada. Kendisine çok teşekkür ediyorum.

***
“pazar günleri pazartesi alır beni”
Haftanın Sonu, Pinhani

Balkan göçmeniyiz biz. Ben burda doğdum, annem babam da öyle. Ama anneannem, allah rahmet eylesin, hele alzheimer’ı ilerledikçe oraları anlatır dururdu. Uzun saçlarım vardı o zaman derdi, ne güzel kilimler dokurdum derdi. Bir tanesi bizim evde hâlâ durur. Kırmızısı baskın, eski bir kilim.

Hastalığı ilerledikçe beni unutan anneannem bu halıyı unutmazdı, oraları unutmazdı. Çünkü oraların diliyle konuşurdu. Tamam, Türkçe konuşuyordu ama işte araya Sırpça sözcükler katarak. Katmasa da, Zeki Müren gibi konuşamazdı zaten Türkçe’yi. Pazarertesi derdi mesela. Nedense bunu hatırladım şimdi, bu yazı için oturduğumda. Doğrusu, anneannemin Pazarertesi deyişini hatırladım da oturdum yazmaya.

***

5 Mayıs 2014 Pazartesi

Neye Baktım Neyi Gördüm? (Pazartesi Yazıları 3)


Yazarlar neden yazıyor? Ben kimim? Neden yazıyorum? 

Benlik sorunu edebiyat alanında irdelenmeye devam edilen önemli ve büyük bir soru. Cevabını kesin olarak bulamayacağımıza inandığım benliğe ilişkin soruların ilki: "Neden yazıyorum?" 

Uzun zamandır eş zamanlı okuduğum kitaplar arasında Metis Yayınları'ndan Murathan Mungan'ın seçtikleriyle "Yazıhane" isimli bir kitap var ve burada irdelenen mesele tam da bu. Diyaloglar etkinliklerinin birinde Ayfer Tunç'un ilk yazmaya ve kendisiyle söyleşiler yapılmaya başlandığı dönemde aynı şeyi düşündüğünü ve bulduğu en güzel yanıtın Walter Benjamin'in Pasajlar isimli kitabında (yazarlar değil de şairler için) yazdığı bir söz olduğunu söylemişti:


"Şair, gönlünce kendisi ve bir başkası olabilme gibi eşsiz bir ayrıcalıktan yararlanan insandır. 
Tıpkı bir beden aramak için dolanıp duran ruhlar gibi, şair de istediği zaman, bir başkasının kimliğine girer. Herkesin kişiliği ona açıktır. Eğer belirli yerler kapalıymış gibi görünüyorsa, bunun nedeni o yerlerin şair için görülmeye değer olmamasıdır."

21 Nisan 2014 Pazartesi

Neye Baktım Neyi Gördüm? (Pazartesi Yazıları 2)

Şiir, hayat mı? Gümüşlük Akademisi, Che Guevera, Füruğ Ferruhzâd ve Onur Behramoğlu...

"Neden Pazartesi sendromu yaşıyorum? Seçme şansı verselerdi şu anda yapmakta olduğum işi yapar mıydım?" diye zaman zaman düşündüğünüz oluyor mu? İşte şiiri düşünmek böyle soruları kendimize sormak gibi bir şey. Çevremdeki çoğu arkadaşım, "şiir okuyan mı kaldı?" derler ben şiir deyince. Onlar için değil, onları şiirden soğutan şairlere, onların orta okul edebiyat öğretmenlerine ve tabii devletin müfredat sistemine üzülürüm. Bir şans verseler, belki de şiir tahmin ettikleri gibi bir şey değil... 


Geçen hafta, Gümüşlük Akademisi'nin Arnavutköy şubesinde "Şiirin Müziği" isimli atölyemizin son günüydü. Atölyemizin anlatıcısı şair Onur Behramoğlu,  iyi niyeti yüzünden okunan nadir insanlardan biri. Onur ile dört haftalık kısa bir sürede İspanyolca yazan şairler, Fransız şairler, Yunan şairler, İranlı şairler ve son olarak Türk şairler üzerinden şiire ilişkin birçok şey öğrendik. Slaytlar, fotoğraflar, videolar ve şarkılar ile bezediği anlatımı, hiç şiir sevmeyen birisine bile şiiri sevdirebilir. Kış döneminde atölyeyi yeni programı ile yakalayabilen olursa şanslı, benden söylemesi. Hem Che Guevera katledildiğinde çantasından hangi dört şairin kitabı çıkmıştı, bilen var mı?*


14 Nisan 2014 Pazartesi

Nereye Baktım Ne Gördüm? (Pazartesi Yazıları 1)

Haftanın her Pazartesi günü, artık haftalık yazılarıma yer vermeye karar verdim. Bazen güncel notlar bazen kafama takılanlar...


Seçimlerden sonra edebiyat dünyasında neler oluyor?


Edebiyat dünyası seçimler sebebi ile Mart ayını oldukça durgun geçirmişti. Mart ayında çıkacak kitapların büyük bir çoğunluğu Nisan ayına ertelenmişti. Bu kitaplar arasında Doğan Yarıcı'nın İs Odası isimli öykü kitabı heyecanla beklenenlerden birisi oldu. Kitabın ilk yarısı öykü, ikinci yarısı ise küçürek öykü türünde metinlerle dolu. Bilmeyenler için küçürek öyküyü kısaca İngilizce'de "short short story" olarak anlatılan şiir ve öykü türü arasında bir kavram olarak düşünebiliriz. Küçürek öykülerle benim ilk tanışmam Ferit Edgü ve Doğan Yarıcı metinleriyle olmuştur. Doğan Yarıcı'nın yeni kitabı uzun bir aradan sonra gelişi sebebi ile heyecan verici.

Edebiyat dünyasındaki durgunluk devam ediyor mu? Edebiyat dergilerinden birisinin satışı son zamanlarda artarak devam ediyor. Seçimlerden sonra durulan sulara Notos dergisi Nisan-Mayıs sayısı ile bir hareket getirdi. Bu özel sayıda Notos ekibi, Türk öykücülüğünün dönüştürücüsü Sait Faik Abasıyanık hakkında özel bir dosyaya yer verdi. Dosyada yer alan yazılar Sait Faik için hep söylenen klişe sözleri ve konuları bir tarafa atarak, yeni düşünceler ortaya koymuşlar. Değerli yazıların yazarlarından bazıları Murat Gülsoy, Behçet Çelik, Faruk Duman, Haydar Ergülen, Ahmet Büke, Oylum Yılmaz...

21 Ocak 2014 Salı

Öykü Yazarlarıyla Söyleşiler (6): Eyüp Tosun

Altı numaralı söyleşimin konuğu Ankaralı Eyüp Tosun. Notos edebiyat dergisinin “Bu fotoğrafın öyküsünü yazar mısınız?” yarışmasına seçilen öykülerden birisinin yazarı. Öykü yazmak kafasının içinde dönüp duran, iflah olmaz bir okur-yazar. Yazılarını paylaştığı bir blogu da var. Bir süredir İstanbul’da yaşıyor, İstanbul’a alışmaya çalışıyor. Çay içerken yakaladım onu ve sordum da sordum.


Üniversitede edebiyat okumaya nasıl karar verdin?

Aslında önceliğim edebiyat değildi. Ankara DTCF’de Dramaturji okumak istiyordum. Hatta gidip oradan bir hocayla bile konuşmuşluğum var. Ama o sırada üniversite tercih sonuçları açıklandı. Kendimi Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde buldum. Pişman değilim. Şöyle ki, böyle saçma bir sistemde edebiyat okumak benim için pişmanlık sebebi olabilir ama ben kendi adıma pişman değilim. Ben o dört yılı çok iyi değerlendirdiğimi düşünüyorum. Ve mektepli biri olarak anılmak istemiyorum edebiyat ortamında bilakis ben de alaylıyım çünkü okulu sadece diploması için kullandım. İş ve askerlik için bu şart. Bunları söylemek acı ama gerçekten durum çok vahim biraz da bunun tahayyül edilebilmesi için böyle konuşuyorum. Edebiyat fakülteleri gelenekçi tavrını derhal bırakmalı ki hafiften bir 19 yüzyıla falan gelebilsin. Sonra kısmetse günümüze!

Edebiyatı sevmeni sağlayan yazarlardan ilk aklına gelen beşi?

Cengiz Aytmatov, Dostoyevski, Orhan Kemal, Sait Faik ve John Steinbeck.

8 Ocak 2014 Çarşamba

Sezen Aksu'nun en güzel şarkısı


Her Türk genci bir dönem dalmıştır Sezen Aksu dinlemeye. Duygusal olanlarıysa biraz daha fazla. Ama çoğunun -belki de- atladığı bir şarkı var ki; bana göre onun en dokunaklı şarkısı. Belki sesinin en güzel olduğu dönemlerde seslendirildiği için, belki Onno Tunç etkisi. Her neyse bu büyüleyiciliği ortaya koyan, insana fazlasıyla dokunuyor.

Bilmeyenler de öğrensin diye: "Kurşuni Renkler"